|
siir , ask siirleri , milliyetci siirler , siir , edebiyat , gzel sz , hazr mesaj , ayrlk iirleri , serbest iir , ayrlk iiri , hikayeler |
|
Şeyhlerin Öyküsü |
BIRINCI ŞEYHIN OYKUSU
Birinci şeyh şunları anlatmış:
Bil ki ey yüce ifrit, şu gördüğün ceylan, benim amcanım kızıydı
1; ve benim etim, kanım gibiydi. Onunla daha pek gençken evlendim
ve birlikte otuz yıl yaşadık. Allah ondan çocuk sahibi olmamı istemedi.
Bunun üzerine bir cariye edindim. Allah’ın lütfuyla bana dolunay
kadar güzel bir oğlan çocuğu doğurdu; hoş gözleri, birleşik
kaşları ve kusursuz bîr yapısı vardı. Yavaş yavaş on beş yaşında bir
delikanlı oluncaya kadar büyüdü. O sırada önemli bir iş için uzak
bir kente gitmek zorunda kaldım.
Amcamın kızı, şurada gördüğünüz ceylan, çocukluğundan beri
büyücülüğe ve sihir sanatına kendini kaptırmış imiş; sihirbazlık bil-
gisiyle, oğlumu buzağıya, annesi olan cariyeyi de ineğe dönüştürmüş;
sonra da bunları çobanımızın bakımına terk etmiş.
Ben, uzun bir süre geçtikten sonra geziden döndüm. Oğlumdan
ve annesinden haber sordum; amcamın kızı bana, “Cariye öldü;
oğlun kaçtı; nereye gittiğini bilmiyorum” dedi.
Bütün bir yılı, yüreğimin acısıyla, gözüm yaşlı geçirdim.
O yılın kurban bayramı gelince, çobandan, bana semiz bir inek
ayırmasını söyledim; bana iyice semiz bir inek getirdi -ama bu, şu
ceylanın büyülediği cariyemdi- yenlerimi kıvırdım, giysimin eteklerini
topladım ve bıçak elde, ineği kurban etmeye hazırlandım. Birdenbire
bu inek inlemeye ve alabildiğine gözyaşları dökmeye başladı.
Bunu görünce duraksadım; onu kurban etmesini çobandan iste-
dim. isteğimi yerine getirdi; sonra da derisini yüzdü. Ama onda ne
et ne de yağ bulduk; sadece deri ve kemikten oluşmuştu, O vakit,
bunu kurban ettiğime pişman oldum; ama pişmanlık neyime yarayacaktı?
Bunun üzerine onu çobana verdim ve dedim ki, “Bana iyice
yağlanmış bir buzağı getir!” O da bana büyüyle buzağı haline getirilmiş
oğlumu getirdi.
Bu buzağı beni görünce ipini kopardı, bana doğru koştu; ayaklarımın
ucunda iniltilerle, gözyaşlarıyla yuvarlandı. Ona acıdım, çobana,
“Bana bir inek getir, bunu bırak!” dedim.
Anlatının bu noktasında, Şehrazat sabahın belirdiğini görmüş;
verilen izinden daha fazla yararlanmadan yavaşça susmuş. Bunun
üzerine kızkardeşi Dünyazat, “Ablacığım, anlattıkların ne kadar tatlı
ve zarif ve zevki nasıl okşuyor, bilsen!” demiş; Şehrazat, “Ama bunlar,
eğer hükümdarımız beni bağışlar ve hâlâ hayatta olursam, yarın
akşam ikinize anlatacaklarımın yanında hiç katır” diye yanıt vermiş.
Şah da kendi kendine, “VallahU Öyküsünün sonunu dinlemeden onu
öldürmeyeceğim” demiş.
Sonra Şak Şehriyar ve Şehrazat gecenin geri kalan bölümünü
birbirlerinin kollarında geçirmişler. Bunu izleyerek şah, adalet dağıtmak
üzere divana başkanlık etmeye gitmiş; orada vezirin, kolunun altında
öldüğüne inandığı kızı için hazırladığı kefenle gelmiş bulunduğunu
görmüş. Ancak şah ona hu konuda hiçbir şey söylememiş; ve
adalet dağıtmaya devam etmiş ve kimilerini yeni görevlere atarken,
kimilerini de işten el çektirmiş; ve bu, gün sonuna kadar sürmüş. Vezirse,
vesveseli imiş; şaşkınlığının sınırlarına ulaşmış.
Divan dağılınca, Şah Şehriyar sarayına dönmüş.
ikinci Gece Gelince
Dünyazat, ablası Şehrazat’a “Ablacığım, senden rica ediyorum,
tacir ile ecinni öyküsünün sonunu anlat!” demiş. Şehrazat da, “Tüm
kalbimle ve gereken saygıyla! Ancak şah yine bana izin verirse” diyerek
yanıt vermiş. Şah ona “Konuşabilirsin!” deyince;
Söze başlamış;
Ey bahtı yüce şah! Ey adaletli hükümdar! Tacir buzağının ağladığını
görünce, yüreği acımayla dolmuş ve çobana, “Bu buzağıyı sürüye
kat!” demiş.
Ecinni bu garip öyküye çok şaşırmış; sonra ceylanın sahibi
şeyh, sözünü sürdürmüş:
Ey ecinni şahların efendisi! Bütün bunlar olup biterken amcamın
kızı, orada durup bakıyor: ve “Bu buzağı kurban edilmeliydi;
çünkü tam yağlanmış!” diyordu. Ama ben, acıdığımdan ötürü, karar
veremiyordum; çobana onu götürmesini söyledim; o da buzağıyı
alıp gitti.
İkinci gün, otururken, çoban yanıma geldi ve bana, “Efendim,
size sevineceğiniz bir şey söyleyeceğim; ama ödülümü isterim” dedi.
Ona, “Kuşkun olmasın!” diye yanıt verdim. Çoban, ‘Ey ünlü tacir”
diye sözünü sürdürdü; “Benim büyücü olan bir kızım var. Büyü yapmayı
yanımızda yaşayan yaşlı bir kadından öğrendi. Dün bana verdiğiniz
buzağıyla birlikte kızımın yanına gittim. Kızım, onu görür görmez,
başım tül yazmayla örttü ve gülmeye ve sonra da ağlamaya başladı;
ve de bana, ‘Baba, benim değerim senin gözünde bu denli düşük
mü ki, benim yanıma yabancı erkeklerin girmesine izin veriyorsun?’
dedi, Ona “Hani nerede bu yabancılar?’ dedim; ‘Sonra neden
ilkin güldün, sonra da ağladın?’ diye sordum. Bana, ‘Yanındaki bu
buzağı, efendimiz tacirin oğludur; ama büyülenmiş. Onu öz anası ile
birlikte böyle büyüleyen de üvey anasıdır. Kendisini buzağı kılığın-
da görünce dayanamayıp güldüm; ve de ağlıyorsam, nedeni buzağının
annesinin, babası tarafından kurban edilmesindendir’ dedi. Kızımın
bu sözlerini duyunca çok şaşırdım. Sonra size haber getirmek
için sabahın gelişini sabırsızlıkla bekledim.”
Şeyh, sözünü Ey kudretli ecinni, diye sürdürmüş. Çobanın bu
sözlerini duyunca, onun ile birlikte acele evden çıktım; şarap içmeden
sarhoş olmuş gibiydim; çocuğumu görmek düşüncesi, mutluluğu
ve neşesi o denli yoğundu! Çobanın evine ulaşınca, genç kız bana
“Hoş geldin!” dedi ve elimi öptü; sonra buzağı yanıma geldi ve ayaklarımın
önünde yuvarlandı. Çobanın kızına, “Bu buzağı hakkında
anlattıkların doğru mu?” diye sordum. Kız da: “Evet, kuşkusuz efendim,
bu senin oğlun, yüreğinin alevidir” dedi. Ona, “Ey nazik ve yardımsever
genç kız” dedim; “Oğlumu kurtarırsan, sana babanın elinin
altındaki tüm mal ve hayvanları veririm!” Bu sözlerime güldü ve
bana: “Efendim bu vereceklerini ancak iki koşulla kabul edebilirim”
dedi: “İlki oğlunla evlenirsem; ve ikincisi de istediğimi büyüleyip
hapsetmeme izin verirsen: Yoksa karının hayınlıklarına karşı koymanın
sonucunu alamam!”
Çobanın kızının sözlerini duyunca, ey kudretli ecinni, ona
“Olur!” dedim; “Ve dediğim gibi babanın elinin altında bulunan zenginlikler
de senin olacak! Amcamın kızına gelince, onun yaşamını istediğin
gibi ele alabilirsin!” dedim.
Bu sözlerimi duyunca kız eline bir bakır leğen aldı; onu suyla
doldurdu ve su üstüne büyülü sözcükler okudu. Sonra bunu, “Eğer
Allah seni buzağı yarattıysa eşkalini değiştirmeden buzağı olarak
kal! Ama büyülenmişsen, Yüce Tanrı’nın izniyle ilk yaratıldığın hale
dön!” diyerek buzağının yüzüne serpti.
Bunu söyler söylemez, buzağı kıpırdamaya ve silkinmeye başladı
ve yeniden insan kılığına döndü. Ona, “Allah’a şükürler olsun!”
dedim; “Söyle bana amcamın kızı sana ve anana ne yaptı?” Ve o da
bana başlarına ne geldiyse hepsini anlattı. Bunun üzerine, “Oğlum”
dedim; “Bahta hükmeden Allah, senin kurtulman ve haklannı elde
etmen için birini görevlendirmiş.”
Bundan sonra, ey iyi yürekli ecinni, oğlumu çobanın kızıyla evlendirdim;
o da büyücülük bilgisiyle amcamın kızım büyüledi; onu
şurada gördüğünüz ceylan kılığına soktu; ve ben buralardan geçerken
şu taciri gördüm; ne yaptığım sordum; ondan başına geleni öğrendim.
Başına daha neler gelebileceğini merak ederek birlikte bekledim;
benim öyküm bu kadar, demiş.
Bunu duyan ecinni, “Bu öykü yeterince şaşırtıcı, İstenen kanın
üçte birini bağışladım” diyerek haykırmış,,.
O anda iki tazının sahibi ikinci şeyh ilerlemiş ve demiş ki:
İKİNCİ ŞEYHİN ÖYKÜSÜ
Bil ki, ey ecinni, şahların efendisi, bu iki köpek benim kardeşlerimde
Babamız ölünce, bize miras olarak üç bin dinar bıraktı. Ben,
hisseme düşenle, alışverişe koyulduğum bir dükkân açtım. Kardeşlerimden
biri ticaret yapmak üzere geziye çıktı; kervanlara katılarak
bir sene kadar bizden uzakta kaldı. Döndüğü zaman elinde avcunda
hiçbir şey kalmamıştı. Ona dedim ki, “Kardeşim, benbu geziye
çıkmamanı salık vermiştim sana.” Ağlamaya başladı ve: “Kardeşim”
dedi; “Kudretli ve yüce olan Tanrı, bunun böyle olmasını istedi.
Artık sözlerin bana hiçbir yararı yok; çünkü hiçbir varlığım kalmadı.”
Bunun üzerine onu dükkâna götürdüm; sonra da hamama
gittik; onu en iyi cinsten bir esvapla donattım. Sonra da oturup birlikte
yemek yedik. Ona, “Kardeşim, sana kazancımın geçen yıldan
bu yıla hesabım çıkarayım ve sermayeye dokunmaksızm, bu kazancı
seninle paylaşalım!” dedim. Hesaplanınca o yıl bin dinar kâr sağla-
dığımı gördüm. Kudretli ve Yüce Tanrı’ya hamdettim; en yoğun neşeyle
keyiflendim. Sonra kazancı iki eşit parçaya bölerek kardeşimle
paylaştım.
Ama, kardeşlerim, yeniden ayrılmayı kararlaştırdılar; benim
de onlarla birlikte gitmemi istiyorlardı. Ancak ben bunu asla kabul
etmedim ve onlara, “Geziye çıkmakla sanki ne kazandınız da, beni
size öykünmeye zorluyorsunuz” deyince bana sitem ettiler; ancak sonuç
alamadılar; çünkü onlara uymadım. Böylece, her birimiz kendi
dükkânlarımızda bütün bir yıl alışverişle uğraştık. “Fakat onlar yeniden
bana gezi önerisinde bulundular; ben yine onlara uymadım. Bu
böyle tam altı yıl sürdü. Sonunda kentten ayrılmak bakımından onlara
uymak durumunda kaldım ve onlara, “Kardeşlerim elimizde kalan
parayı sayalım!” dedim; saydık ve tüm paramızın altı bin dinar
olduğunu gördük. Bunun üzerine kendilerine, “Bunun yarısını toprağa
gömelim! Başımıza bir felaket gelirse, kullanabilmek için,.,
Her birimiz ticaret yapmak üzere biner dinar alalım!” dedim; “Allah
görüşünü bağışlasın!” dediler. Bunun üzerine parayı aldım; iki eşit
parçaya böldüm. Üç bin dinarı gömdüm; geri kalan üç bin dinarı aramızda
eşit olarak dağıttım: her birimize biner dinar düşecek şekilde…
Sonra her birimiz çeşitli mallar satın alarak bir gemi kiralayıp
tüm mallarımızı içine taşıttık ve yola koyulduk.
Yolculuk tam bir ay sürdü; bu sürenin sonunda bir kente ulaşıp
burada mallarımızı sattık. Her bir dinara karşılık on dinar kâr sağladık.
Sonra bu kentten ayrıldık,
Denizin kıyısına ulaştığımızda, orada eski ve yıpranmış giysiler
içinde bir kadın gördük. Kadın benim yanıma yaklaştı elimi Öperek,
“Efendim, yardım edip beni kurtarır mısınız? Ben size elbet bunun
karşılığım öderim” dedi. “Kuşkusuz yardım edip seni kurtarırım.
Ama karşılığım ödemek zorunda olduğunu düşünme!” dedim. Bana,
“Öyleyse benimle evlenin! Beni kendi ülkenize götürün! Size
tüm varlığımı adayayım! Bunu benden esirgemeyin! Ben minnettar-
lığın ve iyiliğin ne olduğunu bilenlerdenim. Benim fakir görünüşümden
de utanmayın!” dedi. Bu sözleri duyunca, ona taa içimden bir
acıma duydum; zira kudretli ve Yüce Tanrı’nın iradesine karşı durmak
mümkün değildir. Onu yanıma aldım; zengin elbiseler giydirdim
ve gemide altına şahane halılar serdim. Ona tam ve yürekten;
ve de incelikli bir karşılamada bulunmamdan sonra yola koyulduk,
Yüreğim onu büyük bir aşkla sevdi; ve o andan itibaren gece ve
gündüz hiç yammdan ayırmadım; kardeşlerimin arasında, sadece
ben, onunla ilgileniyordum. Bu yüzden kardeşlerim beni kıskandılar;
benim zenginliğime ve mallarımın üstün niteliğine de imreniyorlardı;
bende olan her şeye aç gözlülükle bakıyorlar; benim ölümümü
ve paramı ele geçirmeyi düşünüyorlardı: Çünkü, Şeytan davranışlarını,
onlara en güzel renkler içinde gösteriyordu.
Bir gün karımın yanında uyurken, bize yaklaşıp ikimizi de alarak
denize attılar; karım suda uyandı; bir çırpıda değişip ifriteye dönüştü.
Beni omzuna aldı ve bîr adaya götürüp bıraktı. Sonra bütün
gece gözden kayboldu; sabahleyin dönüp bana, “Beni tammadm mı?
Senin karınım, ben. Yüce Tanrı’nın izniyle seni ölümden kurtarıp
buraya getirdim. Çünkü, bil ki ben bir ecinniyeyim. Gördüğüm andan
beri gönlüm sevdi; sadece Allah böyle istediği için; ve ben Allah’a
ve koruyup kutsadığı Peygamberine inanırım. Fukara kılığında
senin yanına geldiğim halde, yine de benimle evlenmek istedin.
O zaman, ben de karşılık olarak, seni sudan çıkarıp ölümden kurtardım.
Kardeşlerine gelince, onlara çok kızdım; kuşkusuz onları öldürmem
gerek!” dedi.
Bu sözleri duyunca, çok şaşırdım; yaptığına teşekkür ettim; ve
ona “Kardeşlerimin yok edilmesine gelince, gerçekten buna gerek
yok!” dedim. Sonra ona, başından sonuna kadar, kardeşlerimle aramızda
olup bitenleri anlattım. Sözlerimi duyunca, bana ‘Ben bu gece
onların yanına uçacağım ve gemilerini batıracağım. Ölüp gitsinler!”
dedi. Ona, “Allah aşkına, sakın bunu yapma! Zira atasözü, ‘Ey
50
Saklı Kütüphane www.e-kitap.us
layık olmayan kimseye yardım eden! Bil ki, suçlu, işlediği suçuyla
zaten yeterince cezalandırılmıştır’ der. Sonra, ne de olsa onlar benim
kardeşlerimdir” dedim. Bana, “Mutlaka onlan öldürmem gerek!”
dedi. Boşuna hoşgörüsüne sığındım. Sonra beni omuzlarına aldı,
uçtu ve evimin taraçasına bıraktı.
Evimin kapılan m açtım; üç bin dinarı sakladıkları yerden çıkardım
ve gerekli iş ve adet hükmündeki hatır ziyaretlerini yaptıktan
sonra dükkânımı açtım; yeniden mal satın aldım.
Akşam olunca dükkânımı kapadım; eve dönünce bir köşeye
bağlanmış bu iki köpeği gördüm. Beni görünce, ayağa kalkıp ağlamaya,
giysilerime sürtünmeye başladılar; o anda karım koşarak geldi
ve, “Bunlar senin kardeşlerin!” dedi. Ona, “Ama kim bunları bu
hale sokmuş?” diye sordum, “Ben! Büyü alanında benden daha bilgili
olan kızkardeşime rica ettim; o da bunları on sene geçmeden kurtulmamak
üzere, bu hale soktu” dedi.
“İşte ey kudretli ecinni, bundan dolayı buraya geldim; artık on
sene dolduğu için baldızımı bulup onlan kurtarmasım dileyeceğim.
Buraya ulaştığımda şu iyi yürekli genci gördüm; serüvenini öğrendim;
onunla aranızda olup biteceği görmeden de bir yere gitmek istemedim.
Benim Öyküm de böyle!” deyip sözünü bitirmiş.
Ecinni, “Bu gerçekten şaşırtıcı bir öykü; cinayeti karşılayacak
cezanın üçte birini daha affediyorum” demiş.
Bunu izleyerek katırın sahibi olan üçüncü şeyh öne çıkmış ve
ecinniye, “Ben sana bu ikisininkinden de harika bir öykü anlatacağım”
demiş; “Sen de bana, karşılığında, cinayetin geri kalan kan bedelini
bağışlayacaksın!” Ecinni, Teki, öyle olsun!” diye yanıt vermiş.
Ve üçüncü şeyh anlatmaya başlamış:
ÜÇÜNCÜ ŞEYHİN ÖYKÜSÜ
Ey Sultan, ey ecinniler başı! Bu katır benim karımdı. Bir zamanlar
yolculuğa çıkmış, ondan tam bir yıl uzakta kalmıştım; işlerimi
bitirince bir gece, ansızın onun yanına döndüm ve onu yatağın halı
örtüsü üzerinde bir zenci köle ile yatarken buldum; orada ikisi konuşuyor,
kırıtıyor, gülüyor, öpüşüyor ve şakalaşarak birbirini azdırıyorlardı.
Beni görür görmez, karım hemen ayağa kalkıp bir testi
suyla üzerime saldırdı; bu testiye bazı sözcükler mırıldandı ve suyu
üzerime serpti; bana da, “Kendine özgü kılıktan çık, köpek kılığına
gir!” dedi. Ben hemencecik bir köpek oldum; beni evden kovdu; çıktım,
uzun süre sokaklarda süründükten sonra bir kasap dükkânına
ulaştım. Dükkâna yaklaşıp oradaki kemik parçalarını yemeye başladım.
Dükkân sahibi beni fark etti ve alıp evine götürdü.
Kasabın kızı beni görünce, hemencecik yüzünü örttü ve babasına,
“Böyle mi yapılır? Birlikte bir erkek getiriyor ve eve sokuyorsun!”
dedi. Babası, “Hani nerede bu erkek?” diye sorunca; “Bu köpek
bir insanoğludur. Onu bir kadın büyülemiş. Ben onu kurtarma
gücüne sahibim” diye yanıt verdi. Bu sözleri duyunca, babası, “Öyleyse
Allah aşkına onu kurtar kızım!” dedi. Kız eline bir testi su aldı;
üzerine birkaç sözcük mırıldandıktan sonra birkaç damlasını üstüme
serpti; ve “Bu kılıktan çık, ilk haline dön!” dedi. Hemen eski
halime döndüm; ve genç kızın elini öptüm; ona, “Şimdi senden, beni
büyüleyen karımı büyülemeni diliyorum” dedim. Bunun üzerine bana
bir miktar su verdi ve “Karını uyur vaziyette bulursan, onu bu
suyla ıslat! İstediğin kılığa girecektir” dedi. Gerçekten, onu uyurken
buldum ve üzerine su serperken, “Bu kılıktan çık, katır şekline
gir!” dedim. Hemen o an katıra dönüştü.
Ecinni katıra dönerek, “Doğru mu bu anlattıkları?” diye sormuş.
Katır, başım öne doğru sallayıp, hal diliyle, “Ah evet! Ah evet!
Çok doğru!” demek istemiş,
Bü öykü ecinniyi zevk ve heyecanla titretmiş ve ihtiyara kanın
geri kalan üçte birini bağış olarak sunmuş.
Tam o sırada, Şehrazat günün doğmakta olduğunu görerek, verilen
izni aşmak istemediğinden yavaşça susmuş. Bunun üzerine kızkardeşi
Dünyazat, “Ablacığım, sözlerin ne kadar tatlı, zarif ve güzel!
Ve de kulağa ne kadar hoş geliyor!” demiş. Şehrazat, “Ama şah beni
bağışlar yine hayatta kalırsam, gelecek gece anlatacaklarımın yanında
hiç kalır” yanıtını vermiş. Şah, kendi kendine “Doğru, öykünün şaşırtıcı
sonunu öğrenmeden onu öldürmeyeceğim”demiş.
Sonra Şah ile Şehrazat geceyi sabah oluncaya kadar sevişerek geçirmişler.
Bundan sonra şah çıkıp divana gitmiş. Vezir de öteki saraylılar
da gelmişler. Salon dolunca, şah yargılayıp atamalar yapmış;
buyruklar verip işlerini tamamlamış; bu böylece akşama kadar sürmuş.
Sonra divan dağılmış; Şah Şehriyar da sarayına dönmüş.
Ve Üçüncü Gece Gelince
Dünyazat, “Ablacığım”demiş; “Senden anlattığın öyküyü tamamlamanı
rica ediyorum”. Şehrazat da, “Tüm dost ve cömert yüreğimle!”
diyerek yanıt vermiş. Sonra da sözünü sürdürmüş:
Ey bahtıgüzel şahım! İşittim ki, üçüncü şeyh üçünün en şaşırtıcı
olan öyküsünü anlatınca ecinni çok şaşırmış ve de zevkten ve heyecandan
titreyerek, “Cinayetin bedelinin geri kalanını da bağışladım,
taciri bırakıyorum” demiş.
Bunun üzerine tacir mutluluktan uçarcasına şeyhlerin önüne
gelmiş; onlara teşekkürler etmiş; onlar da kendilerince onun ölümden
kurtulmasını kutlamışlar; ve sonra her biri ülkelerine gitmişler.
Alıntı |
| Masallar |
Arkadasina
Gonder Siiri
Yazdr Yorum Ekle |
Okunma : 33
Ald Oy : 0.00
Gnderen : admin
|
|
|
|